SİYASET      EKONOMİ      KULİS      DÜNYA      SPOR      YAŞAM      GÜNCEL      YEREL      MAGAZİN      TEKNOLOJİ      BİLİM      KÜLTÜR SANAT   
 
Ana Sayfa > Site Yazarları

SEDAT MEMİLİ - sedatmemili@gmail.com
EFSANEVİ TÖREN: CAMUSLARIN GEÇİŞİ KAYMAĞI ÇOK CAMUSU YOK…
13 Eylül 2017 - 226 okunma



Camusların attığı her adımda üretim çarkı işlerken,

Şimdi insanımızın attığı her adımda tüketim çarkı işliyor
 
Hayatımda gördüğüm en efsanevi tören camusların geçişidir.
Yazılı bütün yasalar ve genelgelerden bağımsız, yıldızlı hiçbir statünün karışamadığı bir geçiştir camusların geçişi.
Herkesin mahallesi yeryüzünün en güzel mahallesidir.
Bu nedenle benim büyüdüğüm Akkapı Mahallesi de yeryüzünün en güzel mahallesidir.
Benim mahalleme belediye hizmetinin gelmesine gerek yoktu; çünkü hiç çöpümüz olmazdı.
Alışverişler file veya bez çuvallar ile yapıldığında, rüzgâra kapılmış, başıboş ve insanın göz zevkini bozacak renkli poşetleri görmeniz mümkün değildir.
Yemek artıklarımız olurdu ama çöplerimiz olmazdı. Herkesin bu yemek artıkları ile besleyebileceği bir hayvanı vardı.
Tavuk, Köpek, At, koyun, inek, camus…
 Beslenen her hayvan evin nüfusu gibiydi.
Nazım Hikmet: “ve soframızdaki yeri / öküzümüzden sonra gelen…” derdi ya esasında benim mahallemde öküzlerin sofrasını kadınlarımız kurardı.
Kadınlarımız öyle duyarlıydı ki, önce öküzlerimizin sofrasını kurar sonra kendi yemeklerini yerlerdi.
Çünkü kadınlarımız, o öküzlerin, inek ve camusların evi geçindiren, besleyen en önemli varlıklar olduğunu bilirdi.
Kadınlarımız, rızıklarına dinsel bir saygı duryardı; camuslarımız, atlarımız ve ineklerimiz rızkımızdı.
Camuslar kışın bizi ısıtan sobalarımızdı. Alt tarafta onlar yatar üst tarafta biz yatardık.
Şimdiki insanları tiksindiren koku o zamanlar bizim en sevdiğimiz kokuydu.
Bu güzel varlıkların, yazı dediğimiz meralara götürüp beslenmesi, çocukluk dünyamın en muhteşem görsel bir töreni olmuştu.
TÖREN ŞIH CEMİL CADDESİ’NDE BAŞLAR
Yaşadığım ev Saydam Caddesi üzerindeydi.
Şu an Saydam Caddesi’ni takip ederseniz, “Şıh Cemil Caddesi” kavşağına gelinir. İşte, Camusların Töreni o kavşakta başlar o kavşakta sona ererdi.
Henüz güneş doğarken, elinde erzak torbası ve asası ile bir adam (çoban) o gür sesi ile;
“Ooooooooaaaaaaa!” diye bağırarak mahalleye girer. Yalnızdır ve çevresinde hiçbir şey yoktur.
Güneşin ilk ışıkları ve bu ses ile birlikte camuslar tek tek ara sokaklardan caddeye doğru dökülür. Bu öyle bir dökülme ki, bir çağlayan gibi… Çobanın her adım atışı ve her çağrışışında yola /Caddeye dökülen camusların ardından ellerinde plastik kova veya bu işe ayrılmış sepet veya seleleri ile genç kızlarımız / kadınlarımız sökün ederdi.
Bu kadınlar, analarımız, bacılarımız, teyze ve halalarımızdı…
Camusların dışkısını avuçlarıyla toplarlardı. Ellerinde plastik eldiven yüzlerinde tiksintiden eser bulunmazdı. Kurutacakları ve tezek yapacakları camus dışkıları yaşantımızın en önemli parçalarıydı. Tezek olarak sobalarımızda yakar veya çamura karıştırıp duvarlarımız için harç yapardık.
Akkapı Mahallesinin girişinden yalnız olarak giren çobanın önünde mahallenin yazıya doğru çıkışında yüzlerce camus olurdu ve doğanın sessizliği içinde;
“Ooooooooaaaaaaa!” diyen çağrışı gittikçe sönen bir şekilde atmosferi kaplardı.
O sesler çobanın nereye kadar ulaştığının bir göstergesiydi.  
Yüzlerce kara derili insan dostunun caddeden geçişinden sonra geriye hiçbir çöp, pislik kalmazdı.
İnsanlarımız henüz kirlenmemişti.
Camuslardan sonra mahallemin insanları normal yaşantısına döner, mevsimin gerektirdiği üretimlerine devam ederdi.
“KÖMÜR DUMANIYLA TÜTSÜLENEN AKŞAMLAR”
Bu törenin bir de akşam dönüşü vardı.
Camusların ne markalı ne de altın kaplamalı saatleri vardı. Onların pusulası güneşti. Güneşin geriye kızıllıklarını dökerek çekilmeye yüz tutması ile birlikte sabah tanık olduğumuz törenin tersi işlemeye başlardı.
Yazı tarafından – ki şimdi orada 2 adet tavuk kesimhanesi var – kanal üzerinden mahalleye muzaffer bir ordu gibi giren camuslar, cadde boyu ilerlerken sokakların içlerine evlerine doğru dağılırlardı.
Her camus evinin yolunu bilirdi.
Camus caddeden ayrılır o daracık sokaklara girer, akşam saatinde anılarını değiştirmek için bir araya gelmiş insanların arasından kaygısızca geçer ve ağılını bulurdu.
Aileler camuslarını işten dönen çocukları gibi karşılardı.
Her camusun bir adı vardı. Teyzem camusuna “çiğdem” adını koymuştu. Başka bir seferde camusumuzun adı “Türkan Şoray”dı. Teyzem Türkan Şoray’a öylesine hayrandı ki en sevdiği varlığa onun adını vermişti.
İstisnasız camuslar evin birer ferdi idi. Dışkıları ile tezek ve duvar harcı olan camusların sütünden, kaymak, yoğurt, peynir gibi ürünler elde edilir ve derisi işe yarardı.
Canlı veya cansız bir camusa ait hiçbir şey atılmazdı.
(Yıllar sonra bu geçişlerin anlamını  Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Sen Nerdesin?” adlı şiirinde buldum:
Caddeden sokaklara doğru sesler elendi / Pencereler kapandı kapılar sürmelendi
Bir kömür dumanıyla tütsülendi akşamlar / Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar
Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle / Saatler son gecenin geçti cenazesiyle
Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü / Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü”) 
 
VE BU GÜNLER
 
Üretimin ve bereketin sembolü sayılan bu camuslar artık hayatımızda değil. Yoklar. Sanki öyle bir dönem yaşanmamış gibi anılarımızın uzağında kaldılar. Şimdi camusların geçtiği parke taşlı yollara borç para ile asfalt döküldü.
Bu asfaltlardan, kredi ile alınmış ve ithal edilmiş akaryakıtla çalışan otomobiller geçiyor.
Camusların attığı her adımda üretim varken, şimdi insanların attığı her adımda tüketim var.
Buna “liberal” ve “özgür yaşam” diyorlar.
Buna serbest piyasa ekonomisi diyorlar.
 
CAMUSUN KAYMAĞI VAR KENDİSİ YOK…
 
Nereye baksam camında bir ilan “Camus Kaymağı Bulunur.”
Adana Ansiklopedisini hazırlarken Adana’yı büyük ölçüde adım adım gezdim. Tek tük camus gördüm. En fazla camusu da  “Büyük Camusağılı” ve Küçük Camusağılı” köylerinde gördüm. Bu iki köydeki toplam camus bile Akkapı’da gördüklerimin yarısı etmezdi.
Camusun olmadığı bu kentte bunca kaymağın nereden geldiğini merak ediyorum.
Belki bilmediğim yerlerde görmediğim camuslar vardır.
Bilgilendiren olursa onu da sizlerle paylaşırım.
 
Özgürlüğün sadece insanlar için olduğu düşünülür. Bu tamamen hatalı bir görüştür. Şu an Pınar Mahallesi’nde yaşıyorum. Yeni yapılan binalar var. Yaz aylarında balkonlarında karınca olur. Biz onların evlerini yıktık, yerine kendimize ev yaptık.
Bu gün canlıların yaşayacağı alanları, onların yaşayamayacağı gale getirdik. Camuslar, sulak arazilerde ve bataklılarda yaşar. Şimdi sulak arazi kalmadı.
HES’ler suyu kaynağında boğuyor. Adana’yı dolaşırsanız, yüzlerce kurumuş dere yatağı ile terk edilmiş harabeler görürsünüz.
İnsanlar kendi huzurlarıyla beraber bu şehri de öldürüyorlar.
Akkapı Mahallesi ve yazılarında bir camusun yaşayacağı alan kalmamıştır.
Ancak otomobilimizi park edecek beton yerlerimiz çoğalmıştır.
İnsanlarımız, öle öle vurula vurula, kendi cellâtlarına kucak açmış durumdalar.
Üretimden vaz geçen toplumlar uzun vadede özgürlüklerinden de vaz geçmiştir.
Camusu, koyunu, ineği, atı, börtü böceği, ağacı özgür olmayan toplumlar özgür değildir.
Hiçbir silahlı gücün sağlayamayacağı bağımsızlığı üretim sağlar.
Üretimden daha güçlü bir silah keşfedilmemiştir bu güne kadar.
Hiroşima ve Nagazaki yerle bir olduğunda onun enkazı ancak üretim ile kalkmıştır.
Almanya, bir yıkıntılar ülkesi olduğunda üretimin gücü onu yeniden yaşanacak bir devlet haline yükseltmiştir.
Bu nedenle Akkapı Mahallesi’nde camusların geçişi efsanevi bir törendir.  
(Maalesef geçmişten kalan fotoğraf olmadığı için sosyal medyadan edindiğim fotoğrafları kullandım)
 

Bu Yazıyı Paylaşın:


Yorumlar (0):

Yorum Ekle


Adınız Soyadınız*

E-posta Adresiniz*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)

Yorumunuz*



(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 


SEDAT MEMİLİ Diğer Yazıları

22 Kasım 2017 - MARSHALL PLANI TEMSİLCİSİ ADANA’DA…
19 Kasım 2017 - RUHUNA FATİHA OKUNAN MESLEKLER
15 Kasım 2017 - ATATÜRK’ÜN KIZLARI İLE…
12 Kasım 2017 - DEVLET ADAMLARINA ÖRNEK: ATATÜRK’ÜN VASİYETNAMESİ
10 Kasım 2017 - MUSTAFA KEMAL İÇİN YAS; ATATÜRK İÇİN ŞENLİK YAPALIM
09 Kasım 2017 - “…GERİSİ MİLLETİN HAFIZASINDA”
07 Kasım 2017 - AVM’DEKİ SOYGUN VE MALİYEYE İHBARIMDIR
06 Kasım 2017 - ÇİMEN, ÇİMENTODAN UZUN YAŞAYACAKTIR
01 Kasım 2017 - UTKU SAĞILIR VE KARDEŞLİĞİN BAŞKENTİ: ADANA
30 Ekim 2017 - CUMHURİYET: HAYATLARIYLA DESTAN YAZANLARIN ESERİDİR
29 Ekim 2017 - CUMHURİYET: HAYATLARIYLA DESTAN YAZANLARIN ESERİDİR
27 Ekim 2017 - ADANALI DİYOJEN: KEMAL AYDA
25 Ekim 2017 - 15 BELEDİYE BAŞKANINA ODACILIK YAPAN: ALİ ÇAVUŞ
22 Ekim 2017 - FLAŞ: ALİ HOCALI’DA DOĞAL GAZ BULUNDU
18 Ekim 2017 - ADANA’DA HAYATIN SESLERİ
17 Ekim 2017 - “IKRA!” VE “KORKMA!”
15 Ekim 2017 - ADANA’NIN FARELERİ ALMAN EDEBİYATINDA…
11 Ekim 2017 - ADANA GENELEVİ’NDE GREV BİR SAAT SÜRDÜ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ GERİ ADIM ATTI
09 Ekim 2017 - ADANA’DA KIŞ HAZIRLIKLARI
09 Ekim 2017 - YA ŞEYTAN OLMASAYDI?
05 Ekim 2017 - ADANA SEBZE HALİNİN AÇILIŞI BİR ERDEM ANITIDIR
04 Ekim 2017 - %40 VERGİ AZ BİLE…
02 Ekim 2017 - ADANA’DA MAHKEME KARARLARI
27 Eylül 2017 - “SOĞUK KAZÜZZZ!”
24 Eylül 2017 - EMEK MAHALLESİNDEKİ KORULUK VE HERGELE YOLU…
20 Eylül 2017 - BİÇER: “FESTİVALİN RUHU”, EKİBİ; EKİP DE FESTİVALİ YÖNETİR
18 Eylül 2017 - “OKULLARDAN…” O “KULLARA…”
14 Eylül 2017 - NİHAT SÖZÜTEK’İ TEBRİK EDİYORUM
10 Eylül 2017 - ÇUKUROVA PRESS’E YENİDEN MERHABA
MAÇ SKORLARI
PİYASALAR
Altın Fiyatları Döviz
..
MUSTAFA CİNER
GÜLMEK
29 Eylül 2017
ROJDİ HAN
RASS GELE!!!
15 Haziran 2017
En Çok Okunan
Basın İlan Kurumu
Gazeteler
ÇUKUROVA PRESS Facebook'da
Takvim
BASIN ILAN
Anasayfa | Gazeteler | Foto Galeri | Video Galeri | Yeni Üye | Hakkımızda | Sohbet Odası | İletişim | Künye
CH